8 Kasım 2009 Pazar

DJ kabininde iki genç kadın


İçlerindeki indie müzik sevgisini önce bir blog, ardından da DJ'likle dışa vurmaya karar verdiler. Hayatları tamamen müzik oldu. Ayşe Telci ve Aslı Arduman'ın yaklaşık bir sene önce kurduğu Pandaloop'u takibe alın. İstanbul'daki kulüplerden birinde her an karşınıza çıkabilirler
Ayşe Telci ve Aslı Arduman, kadın DJ dendiğinde Türkiye'de hemen akla gelen sıfatların ('seksi', 'üstsüz', 'bomba') yanından geçecek türde insanlar değiller. İkisi de çok güzel, o ayrı. Ama onlarla tanıştığınızda ilk dikkatinizi çeken tatlı, mütevazı, müzik düşkünü ve 'üstlü' oldukları. Altı yıl önce ortak bir arkadaşları vasıtasıyla tanıştıklarında müzik zevklerinin ne kadar benzeştiğini fark etmişler. Birbirlerine, "Şunu da dinle," diye gönderdikleri mp3'lerin sayısı artınca Kasım 2008'de bir blog (pandispania.blogspot.com) açmaya karar vermişler. Blogla ilgilenirken kendi aralarında devamlı, "Neden sevdiğimiz müzikleri çalan bir yer yok?" diye şikâyet ettiklerini fark etmişler. Bu soruyu onlardan çok fazla duyan bir arkadaşları bir gün, "Siz bir yerlerde çalsanıza artık!" önerisini/kurtuluşunu sunmuş ve bu fikir akıllarına yatınca Pandaloop adıyla DJ'liğe başlamışlar. Hayatında hiç DJ'lik yapmamış biri bu işe nasıl el atıyor diye insan merak ediyor doğal olarak. Traktor diye bir DJ programı ve Telci'nin DJ arkadaşlarının yardımı işlerini kolaylaştırmış. Aslında epey hızlı gitmişler. Çünkü ilk eğitimlerine ocakta başlayıp şubat sonunda ilk performanslarını gerçekleştirmişler. Beyoğlu Beat'te çaldıklarında epey heyecanlandıklarını ama güzel tepkiler aldıklarını anlatıyorlar.

YENİ RADYO PROGRAMI
Şimdiye kadar çaldıkları yerler arasında Beat, Peyote, Lokal, Kulp, Kiki ve Tamirane var. 13 Kasım'da yine Kulp'ta, 20'sinde ise ilk defa Babylon'da (Ebony Bones'un önünde) çalacaklar. (Bu arada tüm flyer'lar Telci imzalı.) Setlerinde indie rock, indie pop, elektro pop ve bazı rock parçalarının remikslerine yer veriyorlar. Sözlü müzik onlar için çok önemli. Parçalar arasındaki geçişlerin güzel olması da. Bir de setlerini, çaldıkları mekânın tarzına göre düzenlemeye özen gösteriyorlar. İstek parça çalmıyorlar. Ama bu, insanların parça istemelerine engel olmuyormuş. Şimdiye kadarki en garip istek Justin Timberlake olmuş. (Yeah Yeah Yeahs, TV on the Radio gibi grupların parçalarını çaldıklarını, aralara The Rolling Stones ve The Cure'un fazla 'piyasa' olmamış şarkılarını serpiştirdiklerini hatırlatayım.) Telci ve Arduman şu anda hallerinden gayet memnun. Hatta biraz şaşkınlar çünkü hobi gibi başladıkları bu iş hiç de fena gitmiyor. Yakın zamanda Dinamo FM program yapmalarını istedi. Pazar akşamları 23.00'te radyodalar. '

TUVALET NERDE?'
Yaptıkları işten bahsederken, "Aslında dünyaya bakıldığında çok değişik bir şey yapmıyoruz. İstanbul'da böyle bir eksiklik varmış herhalde. Çünkü her yerde techno ya da house çalıyor. Indie müzik çaldığımız için farklı bir şey yapıyormuşuz gibi bir hava oldu," diyor Arduman. Yine de iki kızın bir araya gelip indie çalması çok da alışılmış bir şey değil, bunu biliyorlar. Genelde erkeklerin hâkim olduğu bir alanda kendilerini göstermeye çalışıyorlar. Peki çaldıkları yerde kabinin yanına gelip göz süzenler oluyor mu acaba? "Tuvaletin yerini soruyor kızlar habire," diyor Telci. Arduman da ekliyor, "Bir de arada bira isteyenler oluyor." Anlaşılan yılışan, yapışan yok. Dinleyici kitleleri terbiyeli. Zaten başta da dediğim gibi, Pandaloop'un vaat ettiği tek şey müzik. twitter.com/pandaloop

3 Eylül 2009 Perşembe

Sabitlenmeyen televizyonlar çocukların üzerine düşüyor


Son dönemde televizyon, çocuklar için ölümcül bir alet haline geldi. Televizyon devrilmesi sonucu meydana gelen ölüm ve yaralanmalar artıyor. Sehpa veya masa üzerindeki televizyonlar çocuklar için büyük bir tehdit oluşturuyor.

Bu yılın ocak ayından beri polis sorumluluk bölgesinde meydana gelen televizyon devrilmesi kazalarında 7 çocuk öldü, çoğu ağır 8 çocuk yaralandı. Uzmanlar, anne ve babaları özellikle tüplü televizyonları kullanmamaları konusunda uyarıyor: "İmkân varsa duvara monte edilen LCD ekranlar tercih edilmeli. Yoksa sehpa veya masa gibi çok yüksek olmayan eşyaların üzerine konulmamalı, çocuğun ulaşamayacağı bir yere yerleştirilmeli. Ebeveynler, çocuklarını bir an olsun yalnız bırakmamalı."

Ev kazalarını değerlendiren çocuk ve genç psikiyatristi Uzm. Dr. İsmail Yavaş, özellikle 1 ile 3 yaş arasındaki çocukların tam gelişim ve özerklik kazanma döneminde olduklarını belirtti. Bu dönemde çocuğun çevreyi tanımaya başladığını aktaran Uzm. Dr. Yavaş, şu bilgileri verdi: "Çocuk 1 yaşında yürümeye başlıyor, 3 yaşına kadar bu dönem devam ediyor. Bazıları hiperaktif de olabiliyor. Çocuklar her şeyi araştırarak, yaşayarak öğrenir; bıçağın keskin olduğunu, camın kanatabileceğini, sobanın sıcak olduğunu vs. Bunları ne kadar söyleseniz de aslında deneyerek öğreniyorlar. Sıcak kavramını, bıçağın keskinliğini anlaması için küçük bir miktar yaşaması gerekiyor."

Ev kazalarının, genellikle eşyaların bilinçsiz yerleştirilmesinden kaynaklandığını ifade eden dekoratör Mustafa Albayrak da çocukların her şeyi merak ettiğini söylüyor. Anne ve babaların bu noktadan hareketle çocuğun ulaşabileceği yerde hareketli bir eşya bırakmaması gerektiğine değinen Albayrak, "Bu bir televizyon da olabilir, bir bilgisayar ekranı da, evde kullanılan başka bir eşya da. Anne ve babalar, özellikle 0-6 yaş arasındaki çocuklar için tehdit olabilecek eşyaları evde bulundurmamalı veya mutlaka bir yere sabitlemeli." tavsiyesinde bulunuyor.

Evde tedbir almayı unutmayın

Türkiye genelinde 2009 Ocak ayı başından bugüne kadar polis sorumluluk bölgelerinde televizyon devrilmesi sonucu 7 çocuk hayatını kaybetti, çoğu ağır 8 çocuk yaralandı. Çocuklar, sehpaya tırmanırken veya kabloyu çekiştirirken televizyonun devrilmesi sonucu altında kalıyor. Son olarak İzmir'in Eşrefpaşa semtinde 2 yaşındaki Hüseyin Ayaz, sehpa üzerinde duran, kablosuyla oynadığı televizyonun devrilmesi sonucu altında kalarak hayatını kaybetmişti. ZAMAN

Nokia Booklet 3G'nin fiyatı belli oldu


Fiyatı da, işlemcisi de belli oldu! İşte Nokia'nın ilk netbook'unun özellikleri...

Nokia Booklet 3G netbook, piyasaya çıktığında üzerinde Windows 7 kurulu olacak. Fiyatı merakla beklenen ürünün satış fiyatı ise 575 euro (816 dolar) olacak. Bu fiyatın aracılar ve vergiler hariç olduğunu belirtelim. Piyasaya çıkış tarihi ise yılın dördüncü çeyreği içersinde olacak.

Nokia bu cihazın tüketicilere ulaştığında, aracılar sayesinde bu fiyatın altında olmasını bekliyor. Çünkü aracı dediklerimiz, ürünün üzerine kar koyup satan toptancılar değil, servis sözleşmeleriyle taksitli satış yapan cep telefonu servis sağlayıcıları. Nokia yöneticilerinden Anssi Vanjoki bunu, Almanya Stuttgart'taki Nokia World konferansında özellikle vurguladı.

Detaylı sistem özellikleri

Nokia Booklet 3G'nin sistem özellikleri şöyle: . İşlemcisi 1.6Ghz hızında Intel Atom Z530, sistem belleği 1GB ve sabit disk kapasitesi 120GB. 12 saat pil ömrü, 1.25 kilogram ağırlık, 2 santim kalınlık, alüminyum kasa, 1280x720 çözünürlükte 10 inç ekran, daha büyük ekranlara bağlantı için HDMI portu. Booklet 3G internete kendi içerisindeki dahili HSPA ile 3G mobil internete bağlanabiliyor. Kablosuz bağlantı standartı da en gelişmiş 802.11n Wi-Fi.

Dedikodulara gelince, bu netbook'un kendi içerisinde modemi olmayan bir modelinin de satışa sunulacağı söyleniyor. Sektör analizcileri Nokia'nın yeni Booklet 3G'si üzerinde yaptıkları spekülasyonlarda, bunun sebebinin de servis sağlayıcıların kendi kampanyalarını sunmak istemesi olduğunu konuşuyor. CCS Insight analizcisi Geoff Blaber, Nokia'nın sunmayı planladığı online hizmetlerin, servis sağlayıcıların sunduğu online hizmetlerle rakip olacağını, bu yüzden işleri karıştırabileceğini söylüyor.
Kaynak: www.chip.com.tr

23 Ağustos 2009 Pazar

Dünyanın en zor oyunu

Dünya üzerinde 3 kişinin bitirdiği söylenen dünyanın en zor oyununu oynamaya ne dersiniz?

İçindeki vampiri ortaya çıkart !

1- Merhaba öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz ?

Merhaba. Ben Abdullah Önden, vampircik'teki ismim ile gilgalad. İnternette alışılagelmiş şeyler dışında bir şeyler yapmaya çalışan biriyim sadece. Hobi olarak bu gibi şeylerle uğraşıyorum, mesleğim ise bilgisayar mühendisliği.

2-İnternet sizin için ne anlama gelmektedir?

İnternet benim için bir ikinci dünya. Gözlerimi kapayıp hayal kurup dünyaya yeni neler sunabilirim diye beni düşüncelere sevk edebilen nadide bir güzellik. Bana göre 1 ve 0 ların çok çok ötesinde bir teknoloji. Keşke ülkemizde de böyle hissedip onu ve bunu ve şunu takmadan özgürce projelere koşan kişiler olsa.

3-Türk internetinin gelişmesi önünde bir engel var mıdır? Türk internetinin gelişmesi için profesyonel ve sıradan kullanıcılar sizce neler yapmalıdır?

Türk interneti diye bir sınıf var ise onu oluşturan şüphesiz bizleriz. Yani bu da demek oluyor ki onu geliştirecek olanlar da bizleriz. Bizler ne mi yapmalıyız? Kafamızı çalıştırmalıyız. Toplumumuz bir tüketim toplumu olmuş durumda. "Şuraya git, buraya git, bunu yap" gibi komutlar dışında pek bir şey gösterememekte. Biz "Türk İnterneti"ni geliştirmek istiyorsak bizi baştan keşfetmeli ve sıradan olmadığımızı hatıralamalıyız sanırım. İnternete "para kazanma" açısından bakacak olursak, Türkiye varolan teknolojileri taklit edip, kurumsal cümlelerle boğup para kazanmayı hayal edenlerle dolmaya başladı. Bilişim teknolojileri ile yakından uzaktan alakası olmayan kişiler "Türkiye'de İnternet" hususunda "uzman" olarak gösterilemeye başlandı. Sanırım biz ilk önce interneti düzgün tanımlamalı sonra onu tutup yukarılara taşıyacak profesyoneller yetiştirmeye çabalamalıyız.

4-Sitenizin özel bir misyonu var mıdır? Neden 'Vampir' kelimesini kullandınız.İlgi çekicilik mi,mizah mı,yoksa bambaşka bir şey mi?

Vampircik ismi öğrencilik yıllarımda bir otobüsün arkasından İstanbul'u seyrederken aklıma gelen bir şey idi. Bir sözlük olsun diye düşünmemiştim. Amaç ilgi çekici olması değildi. Sadece güzel gelmişti o an. Şu an baktığımda vampircik denildiğinde insanların kafasında oluşan kocaman bir "diyar" var.

5-İnternette ki sözlük kültürünün önemi sizce nedir? Sözlükleri nasıl görmeliyiz? Amatör internet kullanıcıları için sözlük kültürünün önemi nedir? Ayrıca Vampircik'i diğer sözlüklerden farklı kılan bir nokta var mıdır?

İnternet sözlükleri; var olan, olmayan bir şeyi tanımlamanızı sağlayan bir şey. Ne kadar geniş bir konsepti olduğunu görmüşsünüzdür. Bir kategori olmadan, ilgili başlığa düşüncenizi, bilgisinizi elinizde ne varsa aktarmanızı sağlar. Burada oluşabilecek bilgilere uzaktan baktığınızda ağzınızın açık kalmaması mümkün değil. Bugün Ayasofya'ya bakıp yüce bir yapı görüyorsak bana göre sözlükler de böyledir. İçinde binlerce insan yıllarca emek verip "bir yapı" ortaya koymaya çalışmıştırlar. Buna saygı duymak lazım. Ayasofya nasıl bir kültürel miras ise sözlükler de öyledir. Düşünsenize bundan 100 yıl sonra bu sözlükler hala ayakta durursa, 100 yıllık bir tanım okuyabilecek o zaman ki kuşak. Bu bana inanılmaz bir şey gibi geliyor. Keşke ben 100 sene önce binlerce insanın yazdığı yazıları okuyup benzer heyecanı hissedebilseydim.

Vampircik sözlük fantastik bir ortamda dünyayı yeniden tanımlamamızı sağlayan bir yer, bir kaçış noktası. Kendine özgü jargonu ve alt kültürü ile hep alışılagelmiş sözlük konseptinden farklı olmuştur. Her zaman farklı bir yerde olmaya da devam edecektir diye düşünüyorum.

6-Sitenize yurtdışı girişleri oluyor mu? Türklerden sonra en çok sitenizi tercih eden kullanıcılar hangi ülkeden geliyor?

İçeriğimiz Türkçe olduğundan sözlüğümüze yurt dışından genelde Türklerin yoğun olduğu ülkelerden ziyaretçiler oluyor. Almanya, Amerika ve Avusturya bunların başında sanırım.

7-Sitenizi globalleştirmek ve farklı dilleri konuşan insanların yararlanabileceği bir arayüze kavuşturmak gibi bir çalışmanız veya geleceğe dönük düşünceniz var mı?

Thedict.net ismi altında benzer bir projeye giriştim. Fakat yurt dışındaki insanlar sözlük konseptine alışık olmadığı ve sözlük alt yapısı biraz "farklı" geldiği için bu proje istediğimiz yere ulaşamadı. Fakat doğru ve bizimle aynı heyecanı paylaşacak insanlar bulabilirsek elbette dünyada sözlük konseptini duyurabiliriz diye düşünüyorum.

8-vampircik.com dışında yaptığınız,yapmak istediğiniz projeler var mı,varsa nelerdir?

Vampircik dışında bilgisayarim.org altında bulunan projelerimiz var. Bunun yanında özgür habercilik anlamında Muhaber.com isimli bir sitemiz de mevcut.

9-Benim sorularım bu kadar. Sizin eklemek istediğiniz,Türk internet kullanıcılarına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Vampircik insanların bir geçitten geçip farklı bir dünyada yaşamalarına imkan sağlamak için yapılmıştı. Bizim tekrar kendimizi tanımamıza ve tanıtmamıza yardımcı olduğunuz için teşekkür ederim. Türk internet kullanıcılarına tek mesajım olabilir, sıradan olmasınlar, en iyiyi tercih etsinler ve onu tutup yüceltsinler.

9 Ağustos 2009 Pazar

Bakımları yapılmayan klimalar hasta ediyor

Bilecik Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzman Doktor Bahar Tüzün, bakımları yapılmayan klimaların zatürree hastalığına yol açabileceğini söyledi.

Klimaların bakımının düzenli bir şekilde yapılmasını isteyen Göğüs Hastalıkları Uzman Doktor Bahar Tüzün, akciğer dokusunun iltihaplanması olarak tanımlanan zatürreenin havalandırma sistemleri yoluyla bulaştığını ifade etti. Dr. Tüzün, "Hastalığa sebep olan bakteri, klimaların fitre sitemlerinde üremekte ve ortam havasına dağılmaktadır. İnsandan insana bulaştığı görülmemiştir. Hastalığın tedavisinde uygun zamanda ve dozda kullanılan antibiotiklerle hastalığın iyileşmesi sağlanmaktadır. Otel, cami,

alışveriş merkezleri ve işyerlerinde çalışanlar, havalandırma işçileri ve sağlık personeli riskli gruplardır. Bu bakteriyi alan kişinin vücut direnci çok önemlidir. Şeker ve kanser hastaları, yaşlılar ve bebeklerde hastalığın oluşumu yüksek" dedi.

Hasta olan kişilerde kas ile baş ağrısı, halsizlik, yüksek ateş ve huzursuzluk görüldüğünü ifade eden Tüzün, "İlk 2 günde kuru öksürük belirtileri görülmekle beraber klimaların yoğun olarak kullanılan şu günlerde ateş, öksürük şikayeti olan kişiler bu bulguların basit bir gribal enfeksiyon olmayıp, zatürre başlangıcı da olabileceği akılda bulundurmalı, en yakın hastaneye tahlillerini mutlaka yaptırmalıdır" diye konuştu.

Buz devri rekor kırdı.


Türkiye'de son 4 yılda gösterime giren yabancı filmler arasında izleyici ve hasılat rekoru kıran Buz Devri-3 Dinozorların Şafağı’nı 5 haftada 1 milyon 46 bin kişi izledi. 6 yılda gösterime giren 3 Buz Devri filmi 16.3 milyon TL’lik hasılat gelirine ulaştı.

YILDA ortalama 200 yabancı filmin gösterime girdiği Türkiye’de bu yıl Buz Devri-3 Dinozorların Şafağı (Ice Age 3: Dawn Of The Dinasaurs) gişe rekorları kırıyor. Son 4 yılda Türkiye’de en çok izlenen yabancı film olan Buz Devri-3 gösterimde olduğu 5 haftalık sürede 8.6 milyon TL’lik gişe hasılatı elde etti. İzleyici sayısı 1 milyon 46 bini bulan Buz Devri-3, Türkiye’de en çok ilgi gören yabancı film oldu. Buz Devri-3 elde ettiği gişe hasılatı ve izleyici sayısıyla 2006’da gösterime giren Da Vinci Şifresi’ni de geçti. Filmin dünya gişe hasılatı da 734 milyon doları bularak şimdiden en çok kazanan 32’inci film oldu. Animasyon filmi olmasına rağmen Türkiye’de büyük ilgi gören Buz Devri’nin 3 filmi toplam 16.3 milyon TL’lik gişe yaptı.
2.4 milyon kişi
2002 sonunda Amerika’da 2003 başında da Türkiye’de gösterime giren serinin ilk filmi Buz Devri, 6 yıl önce 344 bin kişi tarafından izlendi. Box Office Türkiye’nin verilerine göre, serinin ilk filmi 1.5 milyon lira hasılat yaptı. 2006’da vizyona giren 2’nci filmi de 949 bin kişi izledi ve toplam hasılat 6.2 milyon TL’ye çıktı. 5 hafta önce Türkiye’de gösterime giren Buz Devri-3 ise son 4 yılda yabancı filmler arasında en çok izlenen oldu. 3 filmi yaklaşık 2.4 milyon kişi izlerken toplam hasılat da 16 milyon 300 bin lirayı buldu.
734 milyon dolar
Türkiye’de gişe geliri en yüksek yabancı film olan Buz Devri-3, Amerika’da da rekora koşuyor. Vizyona girdiği günden itibaren Amerika’da 184 milyon dolarlık hasılata ulaşan film, 2002’de vizyona giren ilk Buz Devri filmini şimdiden geçti. Serinin 2’nci filmi olan Buz Devri-2’nin de Amerika’da ulaştığı 195 milyon dolarlık gişe gelirine yaklaşan son filmin dünya gişe rakamları da yüksek. Buz Devri-3 tüm dünyada bugüne kadar toplam 734 milyon dolarlık gişe gelirine ulaşmayı başardı. 2009’da Türkiye’de en çok izlenen 10 film arasında ise 5 yabancı yapım bulunuyor. Buz Devri-3’ün yanı sıra Melekler ve Şeytanlar, Hızlı ve Öfkeli 4, Harry Potter ile Melez Prens ve Benjamin Button en çok izlenen ilk 10 film arasında. Melekler ve Şeytanlar 12 haftada 6 milyon lira hasılat yaparken 701 bin seyirciyle yılın en çok izlenen 2’inci yabancı yapımı oldu.

2008’de yabancı yapımlar ilk 10’a giremedi

TÜRKİYE’de son 4 yılda gösterime giren yabancı filmlerin izlenme oranı da Türk filmlerine göre çok düşük kaldı. 2005-2009 döneminde Türkiye’de en çok yabancı film 2008’de gösterime girdi. Ancak 202 adet yabancı film arasında gişe de 500 bin bilet satabilen çıkmadı. 2008’de ise Türkiye’de en çok izlenen ilk 10 film arasında yabancı yapım yer almadı. Yabancı filmlerin en çok izlendiği yıl 2007 oldu. Bu dönemde 500 bin ve üzeri bilet satan 6 film gösterime girdi. 2006’da ise 2 yabancı film 1 milyon izleyiciyi geçti.

4 yılda 3 yabancı film 1 milyon izleyiciyi geçti

SON 4 yılda sadece 3 yabancı film Türkiye’de 1 milyon izleyiciyi geçmeyi başardı. 2006’da vizyona giren ve tüm dünyada en çok izlenen filmlerin başında gelen Da Vinci Şifresi Türkiye’de 23 haftada 1 milyon 28 bin izleyiciye ulaştı. Da Vinci Şifresi’nin gişe geliri ise 7 milyon 400 bin TL’yi buldu. Aynı yıl gösterime giren Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı da 18 hafta sonunda 1 milyon 5 bin izleyici ile son 4 yılın en çok izlenen yabancı filmleri arasında yer almayı başardı. Film 7 milyon 100 bin TL’lik gişe gelirine ulaştı. 1 milyon 46 bin kişi tarafından izlenen Buz Devri-3’te son 4 yılda 1 milyon izleyiciyi geçen son film oldu.